uzun zaman oldu masanın başına oturup yazı yazmayalı.açıkçası ne yazacağımı,ne kadar yazacağımı kestiremiyorum.saat gece on bir'e çeyrek var.bugün 24 nisan.love song eşliğinde başladım yazmaya ve hemen ardından dağlar dağlar girdi.neyse.biraz önce monolog bir telefon görüşmesi yaptım.aslında o sırada söylediklerimi yazabilseydim bir çok şeyi anlatmış olacaktım.kabul edilemeyecek kadar gerçek olan düşüncelerimi sıralayacaktım peşpeşe.sonra tekrar o kurak benliğime geri dönecektim. yıllardır ağlamak ve üzüntü haram diye taktığım maskenin ardına.ne güzel olurdu devam edebilseydim.rollerimi eksiksiz ezberleyip devam edebilseydim ne güzel olurdu.ama sonuçta insanız işte.her ne kadar bunu kabul etmek istemeseler de her ne kadar buna inanmak istemeseler de insanım sonuçta.kol düğmeleri.her insan gibi benim de ihtiyaçlarım,benim de duygularım var.aşilin bile zayıf noktası var.herkülün bile kanı akıyor.neden benden bunca zamandır böyle böyle zor beklentilere aralıksız cevap vermemi bekliyorlar ki?benim tükenmeye hakkım yok mu?artık yeter diyemez miyim hiç?unutamadım.atlas mıyım ben?bir ceza mı bu çektiklerim yoksa yine gençliğime verilen, benim büyüttüğüm kuruntulardan biri mi?buna da ayrı ayar oluyorum zaten. benden beklenildiği gibi devamlı bir yerlerde ayakta dimdik ve güçlü bir şekilde durmam gerekiyor gibi bir hava var.insanlar dertlerini bende öğütmek için geldiklerinde bana ihtiyaçları olduğunda gayet ciddi dert oluyor ortada da neden ben böyle efkarlanınca büyütüyor oluyorum?how does it feel?how does it feel?to be without a home,to be on your own,with no direction home,like a complete unknown,like a rolling stone?işlerine gelince ben büyük adama oluyorum da,işlerine gelmeyince daha genç oluyorum.delikanlı oluyorum daha çocukluğumu yaşamadan.büyütüyor oluyorum.aradan zamana geçiyor koskocaman adam oluyorum.neden benden sonsuz sabır ve hoşgörü bekleniyor?yapılan hataları affetmem gerekiyor,neden?tamam eywallah ama aynı şeyi ben yapınca neden benden beklenildiği gibi hoşgörü ve şefkatle sarılmıyorlar bana?neden ben affedilmiyorum? hayatımın şarkısı:one more cup of coffee.ya da üzgün olduğum benden onları avutmam bekleniyor da benim üzüntüm neden yine bende büyüyor?neden ben bir şeyler paylaşmak isterken insanların hiç vakitleri olmuyor da ben hep hazır kıta onları bekliyorum? cevap şu:benden hep almak isteseler de ben onlarla beraber olmak istiyorum.and your plaesure knows no limit,your voice is like an maedowlark but your heart is like an ocean,mysterious and dark.peki biraz olsun şefkat görmeyi istemek, sevgi istemek çok mu büyük bencillik?why do you breath so low?why do you breath so low? insanlar omzumda ağlarken herşey güllük gülistanlık da neden ben ağlarken beni durdurmaya çalışıyorlar?inanmıyorum beni sevdikleri için ve benim ağlamam onları üzdüğü için değil.madem ötle,sen ağlayınca ben üzülmğyor muyum?bunu neden düşünemiyorlar?hep güçlü olmak zorunda mıyım?this rose will never die!this rose will never die!şimdi telefonda konuştuğum insandan bir mesaj geldi.diyor ki:bana elini uzatsan sana gelmeye hazırım ama o kadar bambaşka bir insan oldun ki artık çekiniyorum.bu halin beni korkutuyor,nasıl davranacağımı bilmiyorum,keşke eski emre olabilsen...iyi geceler.cevabım aynen şu:eski emre'nin umutları vardı,o umutları onun tanıdıkları,onun sevdikleri yok etti.eski emre öldü!onun katilleri onun sevdikleri,iyi geceler. doğru değiştim.eski emre değilim artık.çünkü takamıyorum maskemi.takınca burnum kanıyor.foyam meydana çıkıyor.artık güçlü değilim.ne kadar kabul etmeseler de tükendim.eski emre öldü.karnı büyük obur dünya,keder dolu acı dünya,ne gül koydun ne de gonca,yedin yine doymadın mı?bu beklentiler mehvetti işte emreyi.zavallı inanıyordu ya eskiden size,güveniyordu.yüzüne gülüyordunuz çocuğun.o da bu gücü buradan alıyordu.ama bunu hiç farketmediniz.o güçlü diye onu yalnız bıraktınız.kabul etmek istemedi hiç bir zaman.ne zaman sorsan "iyiyim" derdi."sen nasılsın anlat bakalım". dinlemeyi görev belledi kendine.dilini kanatırdı konuşmamak için.çünkü sıkılabilirlerdi eğer emre konuşursa.ve eğer emreden sıkılırlarsa emre yalnız kalırdı.daha doğrusu avutamazdı kendini.kendini kandıramazdı daha fazla.rollerini ezberleyemezdi. çünkü bilirdi ki eğer gerçeği kabuıl ederse yıkılırdı dünyası.o zaman ne yapardı?kırsa ne varsa etrafında,kanını akıtsa biter miydi öfkesi?bilmem,belki biterdi.ama o ne yaptı? etrafına zarar vermemek için durdu,bekledi.en çok yanında birisi yokken öfkelenirdi. yalnızken demiyorum çünkü artık hep yalnızdı.wicked game.hıncını kendinden alırdı ama yine kandırırdı kendini.o zannederdi ki duvarı yumrukluyor.o zannederdi ki duvarı kırıyor. aslında vurduğu kendiydi.kırdığı kendi eli.bunu bilse bile kabul etmek istemezdi. bu kadar gençken,henüz çocuk bile değilken başlamıştı insanlar onu büyütmeye.ona sorumluluklar yüklediler.sen olgunsun dediler.sen uslusun dediler.o hep erdemli olmak istedi.denileni yapmayı iyi bir şey zannetti.o görevlerini eksiksiz yerine getirecek ve böylece insanların takdirini kazanacaktı.değerli ve gerekli olacaktı böylece.yardım etmenin hazzını yaşayacaktı hep.nobody loves noone...hep iyi şeyler yapacak ve cennete gidecekti.tam oturdu:soldier of fortune-deep purple.böyle yaşadı işte senelerce. ve ne gördü biliyor musunuz?cennete gitmek için cehennem yaratmış burada.herkes zabani olmuş bu günahkara.ve bu günahkar bütün bu zabanilerin günahlarını tek başına üstleniyor.aslında zebaniler işkence etmiyorlar ona.en büyük şeytan bizzat ilgileniyor onunla çünkü.vicdanı.diğer zebanilerse alçak oyunlar oynayıp bilinçsizce,merhem diye tuz getiriyorlar.ve emre zebanilere ben muhtacım diye,bile bile yaralarına sürüyor tuzu. gıkını çıkarmıyor."iyi geldi" diyor hep.zebanilerse kendi açtıkları yaraları iyileştirdiklerini düşünüp yeni yaralar açmaya başlıyorlar.ve sonra yine merhem sürmeye.emre hiç hayır demiyor.zaten başına ne geldiyse bu yüzden gelmedi mi?kim ne derse kabul edip onların gönlünü hoş tutmaya çalışmadı mı?tek korkusu yalnız kalmaktı bu dünyada dünyanın ne yalnız adamının.canını isteseler eliyle verirdi.kanını isteseler altın kadehlerde sunardı. sundu da.ama bir türlü doymadılar ki.çocuk ne yapsın.yazmaya başladı.önceleri küçük küçük,korka korka yazdı.sonra bir gün dayanamadı.verdi veriştirdi.hicivler yazdı kılıçtan keskin.sagular yazdı zahirlerden acı.ağıtlar yaktı ölümden sessiz.sonra çok korktu.ya birisi görürse yazdıklarını?o zaman tüm dünya düşman kesilirdi ona.en fenası yalnız kalırdı.düşman kesilseler iyi.düşmanı olan kişi yalnız değildir.savaşlar neden çıkıyor ki? yalnızlar yalnızlıklarını inkar ediyorlar.tüm olay bu.işte bu yüzden en fenası olabilirdi. onu herkes görmezden görebilirdi.hayır,o buna dayanamazdı.yok olup giderdi o zaman. eli mahkum yaktı tezkeresini yalnızlığının.yok saydı herşeyi.ayakta durmaya devam etti. rollerini ezberledi silahını şakağına dayayı;p.sonra maskesini takı;p gülümsemeye devam etti.ama o kirli hazzını almıştı yazmanın.rahtlıyordu yazarken.ama korkuyordu.ya birileri okur da yazılarını ondan nefret ederse?cennete nasıl giderdi o zaman?tanrının gazabından nasıl kurtulurdu?o elma dalında öyle kırmızı ve leziz duruyordu ki, dayanamadı.yüzlerce kez işledi bu günahı.her defasında daha çok haz aldı.şimdi yeni şeyler peşindeydi artık.yazdıklarını okutma vakti gelmişti.hala korkuyordu ama. zaten bu yüzden atmamış mıydı onca şiiri denizlere?külleri izlerken boşuna mı ağladı yoksa?bir gün birine verdi şiirlerini okusun diye.hemen küsüp gitti ama okuyunca şiiri bu dostu. başkasına götürdü,onun umrunda bile olmadı.en çok korktuğu şey oluyordu işte.onu görmüyorlar,ona değer vermiyorlar,onu yok sayıyorlar,onu sevmiyorlardı.direndi.nefes almak istedi.beceremedi.öyle ya haramdı ona.tebessüm günahtı.içtiği tek şey gözyaşlarıydı artık ve yiyecek umudu kalmamıştı.sessiz feryatları boğazında düğümlendi.ve 25 nisan saat 00.06,emre öldü!en iyi yaptığı şeyi yaparak;susup, sizi çok sevmiştim diye bağırarak... |
Devious Comments